Tam da yazının başlığından
anlaşılacağı gibi yeni yıla bir mutlu yolculukla başladım. Hatta yeni yıla seyahat
ederken girdim desem daha doğru olur. Ya bu yıl ne yapsak, nereye gitsek derken
kendimizi Helsinki’den Stockholm’e kalkan gemide bulduk. Az biraz değişik,
oldukça trajik bır yeni yıl kutlaması hatta kutlamaları oldu. Tam 3 defa yeni
yıl kutladım ve doğal olarak 3 defa dilek diledim. Daha da ilginci yeni yıla
Putin’le girdim. Şimdi ben sizi detaylara boğmadan önce şu gemi yolculuğu
hakkında kısa bir ön bilgi vereyim. Helsinki’den kalkan gemi 17 saat sonra
Stockholm’e varıyor. Kulağa çok korkunç çok uzun geldiğinin farkındayım ama
inanın o zaman geçiyor. Çünkü içinde free shoplardan tutunda gece clublarına,
publara, restoranlara ve hatta kumarhanelere kadar her türlü eğlence mevcut.
Her yerde de konser, karaoke gibi etkinlikler düzenleniyor. Biz 31 Aralık akşam
5 gibi gemiye bindik. Bilerek bu bileti aldık çünkü gemide yılbaşı özel
yemekler, konserler düzenleniyor; eğlenceli, farklı bir deneyim olur diye düşündük ama daha çok trajik oldu..
Aslında her şey oldukça
minnoş başladı. Akşam için hazırlanmadan önce bir şeyler mi içsek hazır pubda happy hour da var dedik. 1-2 bira içtik.
Sonrasında kendime tam da yılbaşına uygun kırmızı bir elbise almıştım, onu
giydim, saçımı makyajımı da yaptım. Yemek yedik falan derkeeeen önce Rusya
saatine göre, sonra Finlandiya ve İsveç saatine göre yılbaşına girdik. Geminin
nerdeyse yüzde 70’i rus uyrukluydu zaten. Bu yüzden nur yüzlü, sevimlilik
abidesi Putin’in konuşmasıyla birlikte ilk yılbaşı dileğinde bulundum bulundum
ama böyle hiç iyi değilim. Çünkü gemi açık denize doğru açıldı nasıl sallanıyor
insanların pistte dans ederken senkronize olarak bir oraya bir buraya gittiğini
gayet net bir şekilde gözlemleyebiliyorduk. Zaten içkiye çok dayanıklı bir
bünyem olduğunu iddaa etmiyorum hatta arkadaşlarımın kokusunun benim için
yeterli olduğu hakkında görüşleri de
mevcut. :) Ondan mıdır bilmiyorum ama şimdi trajik kısım geliyor.. Ay
ben bir kötü oldum o minnoşluktan eser kalmadı. Tuvaletle bir bütün olarak
devam ettim yılbaşına. Sonra da kendimi candy crush oynarak zorla uyuttum.
Yalnız o gün bugündür oynuyorum, bağımlılık yaptı. Çok oynayınca da midem bulanıyo
gemiden kaldı herhalde.
Her şey oldukça minnoş başladı demiştim..
Neyse yolculuğun trajik
kısmını atlattığımıza göre mutlu olan kısma geçebiliriz. 2 gece 3 gün kaldık.
Her gün yaklaşık 14 km yürüdük. Ben gezinin ikinci günü bütün o yolları topuklu
ayakkabıyla yürüdüm. Bu ayrıntıyı da belirtmeden geçemeyeceğim. Hava sıcaklığı
+1 C ile -5 C arasında değişiyordu ve neredeyse hergün kar yağdı. 3 müze, 1
şehir kütüphanesi, bir sürü sokak, çokça insan gördük. Erkeklerinin muhteşem
yakışıklı tarz efsane ama Finli kadınların daha güzel olduğu kanısına vardık.
İstediğimiz hiçbir restorantı deneyemedik ama spontane çok güzel yerler bulduk.
Çok orijinal minik kahve dükkanları vardı, dayanamadık hepsinde bir kahve
içtik. Ne otelde ne de hostelde, gemide kaldık. Eski gemileri restore edip
deniz kıyısına demirleyip yüzen otel yapmışlar, biz çok sevdik. Belki
Stockholm’ün en pahalı en lüks otelinde kalsak bu kadar mutlu olmazdım. Denizin
içinde muhteşem bir Stockholm manzarasıyla uyudum. Biraz zamamınız vardı şöyle
bir mağazaların olduğu caddede turladık. Victoria’s Secret’ın abartı hatta
oldukça cinsiyetçi bir mağaza olduğuna bir kez daha karar verdim. Bolca
fotoğraf çekerek, geminin güvertesinde son bir kahve içip Stockholm manzarısını
hafızama yerleştirdikten sonra Helsinki’ye yine gemiyle daha az trajik bir
yolculukla geri döndük.
Begüş'ün gözünden Stockholm #1
Begüş'ün gözünden Stockholm #2
Begüş'ün gözünden Stockholm #3
Old town, Stockholm
Üstteki resimdeki yerler old towndaki sıcacık kahve dükkanları, kasedekilerde onların meşhur sıcak çikolatası
Stockholm'de bir Begüş
Kaldığım odanın muhteşem Stockholm manzarası
Buraya kadar klasik yedim, içtim, gezdim tadında bir
yolculuk yazısı okudunuz. Ama aslında ben ne buldum bu şehirde? Bunu da artık bir
sonrakinde anlatırım azıcık süprizli olsun. :) Hikayenin devamında görüşürüz.
Musmutlu kalın,
Begüm Gökçe
S.
Tampere,
Finlandiya
Ocak, 2016
(Konuyla
hiçbir alakası olmayan dipnot: Sonunda yazmaya zaman bulabildim sanırım!
Tezim tüm hızıyla devam ettiğinden bu aralar oldukça sancılı bir dönemden
geçiyorum. Birazcıcık geç kalmış bir yazı ama benim canım sağolsun! :P Aslında
bununla ilgili de birşeyler anlatmak istiyorum. Belki aranızdan yüksek lisansa
devam etmek anlamında kararsız kalanlar vardır, bir fikir verir diye düşündüm.
Ama anlatacaklarım karararınızı iyi yönde etkileyeceğine dair söz veremiyorum
belki de yok çok sağol kalsın da
diyebilirsiniz. Orasını bilemeyeceğim artık.)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder