24 Eylül 2016 Cumartesi

Yol alan mıydın duran mı?


Baya uzun zamandır yazmıyorum, farkındayım. Tam olarak bu yazının devamında anlayacağınız üzere hayallerden, insanlardan, anlardan geçiyordum. Bu süreci sizinle paylaşmadan önce bir girizgah yapmak istedim ve bu girizgah o zamanlardan, şubat ayından geliyor.
Şubat, 2016
Bugün Finlandiya ya geleli tam bir buçuk yıl oldu. 18 ay, 72 hafta, 504 gün…Zaman nasıl geçmiş geyiğine girmeden zaman ne ilginç bir kavram demek istiyorum. Bir standardı yok senin yaşadığın 80 yıl bir noktada kelebeğin bir günü. Bir zaman sonra yaşanmışlık diye bahsedebileceğin şeyler şimdiki anlarının bütünü. Tam bu noktada şunu sormak lazım ilerde ben bu anların ne kadarından yaşanmışlık olarak bahsedeceğim ya da nasıl bahsedeceğim? Bu sebepten yada daha başkalarından dolayı her gün, her an yürüyoruz koşuyoruz bazen tökezleyip düşüyoruz bazen yoruluyoruz durup bir nefes alıyoruz yada nefes nefese kalana kadar koşuyoruz hiç durmadan bütün bu hengamenin arasında aslında biz ne kadar yol alıyoruz? Ben de bugün bunu sordum kendime sen bu bir buçuk yılda ne kadar yol aldın? Başlarken neredeydin şimdi neredesin?
Buraya gelirken vizyonum tabi ki bu kadar geniş değildi. Hayata insanlara farklı kültürlere bakış  açılarına dair çok şey öğrendim. Konuşmadan duramayan bir insanın nasıl sakin kalabileceğini anladım. Eskiden olsa yalnız ne saçma ne gereksiz bir şeymiş diyebileceğim şeylere onun arkasında bir mantığı vardır, sen bunu araştır diyebilmeyi öğrendim. Hayatımın deneyimlerini yaşadım. Buzlu gölde yüzdüm, ilk defa kayak yaptım, geyik eti yedim, fince öğrendim, sauna kültürünü yerinde öğrendim, ormanda tek başına gezmenin sandığım kadar korkutucu olmadığını anladım, kuzey ışıklarının dansını hayranlıkla izledim, hiç gün doğmamasının yada hiç batmamasının nasıl olduğunu gördüm. Bunu yanında akademik olarak kattıkları da var tabi ki ama onlar ayrı bir yazı dizesi niteliğinde olduğu için şu an anlatıp yüzeyselleştirmek istemiyorum.
Tüm deneyimlerimi değerlendirecek olursam bence en önemlisi hayatın müthiş bir aritmetiği olduğu kanısına varmam oldu. Yaptığın seçimler, içinden geçenler, ya keşke olsa dediklerin zamanı geldiğinde seni öyle bir güzel buluyor ki, sen bile buna şaşıp kalıyorsun. Şöyle zamanı biraz geri sardığında aslında o çok yorgun olduğun, yok ya olduramayacağım sanırım ben dediğin zamanların, sevinçle nasıl olur ya, inanamıyorum’lara dönüşüverdiğini gördüm. Bu böyle kendini belli aralıklarla farklı biçimlerde tekrar eden muhteşem bir döngü! Ve şu anda ben bu döngünün en yorucu ve sabır gerektiren kısmına, belli zaman dilimlerinde kendime hep aynı soruyu sorduran “Ee bundan sonra ne olacak?” aşamasına yine geldim, 1.5 sene önce olduğu gibi.  Gereken süreci başlattım ve bu ne zaman biteceğini bilmediğim garip, sessiz, yorucu bir belirsizlik. Neyse ki ben daha hiç kötü sonuçlandığını görmedim. Bazen bu belirsizliklerin sonucu o an istediğin gibi sonuçlanmayabilir ama uzun vadede çok verimli bir olaya da dönüşebilir.
Şu an yol almaya devam ediyorum  hayatımın her anını doya doya yaşayarak, unutulmaz anlar biriktirerek ve neler olacağını büyük bir merakla bekleyerek..
Sevgiyle kalın,
Begum

22 Şubat 2016 Pazartesi

What am I gonna do after graduation? PhD or Job?



If the MSc graduation is just around the corner, I am pretty sure that you are thinking whether to go for PhD or job. And of course, I am in exactly the same situation nowadays. I have not decided yet. Still, I am searching both opportunities and dropping my CV, cover letter, motivation letter (if it is needed), transcripts for both positions if the job position or PhD is really excited or fascinates me. I am totally okay with both. Anyway, I continue to talk and discuss with people who are coming from different expertise like engineers, researchers or PhD’s at the same time. The reason behind why I am doing this is to find the most appropriate and suitable career path for myself. Today, I was talking about these issues with one of my lecturer and I really enjoyed it. Then, I thought, I could post this conversation to my blog. Maybe, someone needs to hear another perspective and by the way you can grab some hints about doing MSc in Tampere University of Technology.


(Eğer yüksek lisanstan mezuniyetiniz için kara gözüktü yorumunu yapabiliyorsanız şundan oldukça eminim ki aşağı yukarı aynı şeyleri düşünüp aynı kaygıları yaşıyoruz. Doktora mı yoksa iş mi olmalı sorusuna  henüz karar vermiş değilim. Hala, ciddi anlamda beni heycanlandıran ya da ilgimi çeken hem iş hem doktora pozisyonlarına özgeçmişim, ön yazım, niyet mektubum, transkriptim gibi gerekli dökumanları birakıyorum. Hangisi olursa olsun istediğim yerlere ve konulara başvurduğumdan mutlu olacağim. Tabii, bu arada farklı uzmanlıklardan gelen insanların görüşlerini de almaya devam ediyorum. Bunu yapmamdaki amaç ise kendim için en uygun olan ve beni en mutlu edecek pozisyonu bulmak. Bugün de bu konular hakkında bir hocamla konuşuyordum ve aramızda geçen diyalog beni gerçekten mutlu etti. Sonra düşündüm belki benimle aynı endişeleri yaşayan insanlar vardır ve eğer bu diyoloğu bloğuma yazarsam birine bir şekilde yardımcı olur farklı bir bakış açısı göstermiş olurum diye düşündüm. Aynı zamanda Tampere University of Technology’de yüksek lisans yapmak nasıldır, derslerin iceriği nasıl gibi konular hakkında da ufak tefek tiyolar bulabilirsiniz. )

Last semester, I took biodegradable polymers laboratory course. The one of the good thing about this course is that at the end of the 10 weeks, you will do a little project. Since, all experiments are following each other, we observed degradation behavior of 96/4 PLA with and without ceramic content by applying DSC (differential scanning calorimetry), TGA (thermogravimetric analysis), dry and weight measurement methods and tensile testing. Also, we produced our dog bone shape samples by ourselves by using compression moulding machine too! Now, we need to write own individual report and make a poster presentation as a group. Today, I have visited the office of my lecturer to discuss our poster and experimental results. After all technical things, we talked a bit about life, graduation and so on. He asked that how is your thesis going? When are you planning to graduate? Do you have already plan for after graduation?  I think, I was looked like so nervous and stressed today because of uncertainties in my mind. I have started to tell that I have these and these bla bla bla..  The last thoughts of mine was that It is really difficult to decide nowadays because it will affect my future somehow. The coolest part of conversation is coming now!  
Come ooon! You are just 24 years old and you have already held a BSc and MSc degree in your hand! You can do whatever amazes, fascinates you. It does not matter that much PhD or job. You can just move another country for working or doing PhD and after couple of years, you can move somewhere else for another purpose. More than these, you should try your chance for these kind of positions that you will be mobile, travel a lot, work in diverse environments. Forget all your concerns. You are so willing to travel all around the world, learn more and improve yourself more. Please keep continue to do that until having kids and settling down! Enjoy your life!”
(Geçtiğimiz dönem, biyobozunur polimerlerle ilgili bir laboratuar dersi almıştım. Bu dersin en güzel yanı 10 hafta sonunda sadece deney değil aynı zamanda küçük bir proje yapmış olmanız. Çünkü yaptığınız bütün deneyler birbirini takip ediyor. Biz bu derste, 96/4 PLA polimerin içinde seramik parçacıklar olan olmayan örnekler ile bozunma sürecini DSC (differential scanning calorimetry), TGA (thermogravimetric analysis), ağırlık ölçüm metodları ve çekme deneyleri uygulayarak gözlemledik. Aynı zamanda kendi örneklerimizi de kendimiz ürettik! Şu anda bu deneylerin raporunu ve poster sunumunu yapmamız gerekiyor. Bende bu sebepten dolayı bugün hocanın odasını ziyaret ettim. Sonuçlar hakkında birkaç şey sormam gerekiyordu. Tüm teknik konuşmalardan sonra, hayatın nasıl gittiğinden, mezuniyet durumlarından konu açıldı. Sanırım mezuniyetten sonra ne olacağı ve ne yapacağım belli olmadığından, oldukça stresli ve endişeli gözüküyordum. İçinde bulunduğum durumu ve hissettiklerimi anlatmaya başladım. En son olarak ise şu an çok önemli bir karar vermek üzere olduğumu ve bu karar bir şekilde geleceğimi etkileyeceğinden bahsettim. Şimdi aramızda geçen konuşmanın en can alıcı kısmı geliyor..)
(" Hadi amaaa! Daha 24 yaşındasın ve hem yüksek lisans hem lisans derecen var. İstediğin, seni en çok heyecanlandıran ne varsa onu yapmalısın.  Verdiğin kararın doktora ya da iş olduğu o kadar da önemli değil. Sadece baska bir ülkeye taşınıp doktora ya da işe başlarsın. Birkaç sene orada yasayıp başka bir ülkeye daha başka bir amaçla taşınabilirsin.  Bunlardan daha da fazlası, kendine daha mobil olabileceğin, olabildiğince fazla seyahat edebileceğin ve farklı kültürden insanlarla çalişabileceğin pozisyonlar aramalısın. Bütün endişelerini bir kenara bırak. Seyahat etmeye oldukça heveslisin ve daha çok ögrenmek, daha çok kendini geliştirmek istiyorsun. Şimdi sadace bu hissettiklerinin peşinden git ve gidebildiğin kadar yere seyahat et taa ki çocukların olup yerleşik hayata geçene kadar. Hayatının tadını çıkar!")

Now, I need to admit that he is the one of the coolest lecturer in my top 5! :)

(İtiraf etmeliyim ki bu hocami en havalı bulduğum hocalar kategorisinde ilk 5’in içine yerleştiririm! :) )

So long,
Sevgiyle kalın,
Begüm Gökçe S.

blog2

17 Şubat 2016 Çarşamba

Blogumu taşıdım! / I have moved my blog!

Bloğumu wordpress adresine de taşıdım artık oradan da takip edebilirsiniz! :)

I have already moved my blog to wordpress and you can follow me from there too!
Stay tuned! :)

Link: https://southerninthenorthblog.wordpress.com/

Begüm Gökçe S.

30 Ocak 2016 Cumartesi

Bir mutlu yolculuk; Stockholm

Tam da yazının başlığından anlaşılacağı gibi yeni yıla bir mutlu yolculukla başladım. Hatta yeni yıla seyahat ederken girdim desem daha doğru olur. Ya bu yıl ne yapsak, nereye gitsek derken kendimizi Helsinki’den Stockholm’e kalkan gemide bulduk. Az biraz değişik, oldukça trajik bır yeni yıl kutlaması hatta kutlamaları oldu. Tam 3 defa yeni yıl kutladım ve doğal olarak 3 defa dilek diledim. Daha da ilginci yeni yıla Putin’le girdim. Şimdi ben sizi detaylara boğmadan önce şu gemi yolculuğu hakkında kısa bir ön bilgi vereyim. Helsinki’den kalkan gemi 17 saat sonra Stockholm’e varıyor. Kulağa çok korkunç çok uzun geldiğinin farkındayım ama inanın o zaman geçiyor. Çünkü içinde free shoplardan tutunda gece clublarına, publara, restoranlara ve hatta kumarhanelere kadar her türlü eğlence mevcut. Her yerde de konser, karaoke gibi etkinlikler düzenleniyor. Biz 31 Aralık akşam 5 gibi gemiye bindik. Bilerek bu bileti aldık çünkü gemide yılbaşı özel yemekler, konserler düzenleniyor; eğlenceli, farklı bir deneyim olur diye  düşündük ama daha çok trajik oldu..
Aslında her şey oldukça minnoş başladı. Akşam için hazırlanmadan önce bir şeyler mi içsek hazır pubda  happy hour da var dedik. 1-2 bira içtik. Sonrasında kendime tam da yılbaşına uygun kırmızı bir elbise almıştım, onu giydim, saçımı makyajımı da yaptım. Yemek yedik falan derkeeeen önce Rusya saatine göre, sonra Finlandiya ve İsveç saatine göre yılbaşına girdik. Geminin nerdeyse yüzde 70’i rus uyrukluydu zaten. Bu yüzden nur yüzlü, sevimlilik abidesi Putin’in konuşmasıyla birlikte ilk yılbaşı dileğinde bulundum bulundum ama böyle hiç iyi değilim. Çünkü gemi açık denize doğru açıldı nasıl sallanıyor insanların pistte dans ederken senkronize olarak bir oraya bir buraya gittiğini gayet net bir şekilde gözlemleyebiliyorduk. Zaten içkiye çok dayanıklı bir bünyem olduğunu iddaa etmiyorum hatta arkadaşlarımın kokusunun benim için yeterli olduğu hakkında görüşleri de  mevcut. :) Ondan mıdır bilmiyorum ama şimdi trajik kısım geliyor.. Ay ben bir kötü oldum o minnoşluktan eser kalmadı. Tuvaletle bir bütün olarak devam ettim yılbaşına. Sonra da kendimi candy crush oynarak zorla uyuttum. Yalnız o gün bugündür oynuyorum, bağımlılık yaptı. Çok oynayınca da midem bulanıyo gemiden kaldı herhalde.
Her şey oldukça minnoş başladı demiştim..

Neyse yolculuğun trajik kısmını atlattığımıza göre mutlu olan kısma geçebiliriz. 2 gece 3 gün kaldık. Her gün yaklaşık 14 km yürüdük. Ben gezinin ikinci günü bütün o yolları topuklu ayakkabıyla yürüdüm. Bu ayrıntıyı da belirtmeden geçemeyeceğim. Hava sıcaklığı +1 C ile -5 C arasında değişiyordu ve neredeyse hergün kar yağdı. 3 müze, 1 şehir kütüphanesi, bir sürü sokak, çokça insan gördük. Erkeklerinin muhteşem yakışıklı tarz efsane ama Finli kadınların daha güzel olduğu kanısına vardık. İstediğimiz hiçbir restorantı deneyemedik ama spontane çok güzel yerler bulduk. Çok orijinal minik kahve dükkanları vardı, dayanamadık hepsinde bir kahve içtik. Ne otelde ne de hostelde, gemide kaldık. Eski gemileri restore edip deniz kıyısına demirleyip yüzen otel yapmışlar, biz çok sevdik. Belki Stockholm’ün en pahalı en lüks otelinde kalsak bu kadar mutlu olmazdım. Denizin içinde muhteşem bir Stockholm manzarasıyla uyudum. Biraz zamamınız vardı şöyle bir mağazaların olduğu caddede turladık. Victoria’s Secret’ın abartı hatta oldukça cinsiyetçi bir mağaza olduğuna bir kez daha karar verdim. Bolca fotoğraf çekerek, geminin güvertesinde son bir kahve içip Stockholm manzarısını hafızama yerleştirdikten sonra Helsinki’ye yine gemiyle daha az trajik bir yolculukla geri döndük.

Begüş'ün gözünden Stockholm #1


Begüş'ün gözünden Stockholm #2


Begüş'ün gözünden Stockholm #3


Old town, Stockholm


Üstteki resimdeki yerler old towndaki sıcacık kahve dükkanları, kasedekilerde onların meşhur sıcak çikolatası




Stockholm'de bir Begüş


Kaldığım odanın muhteşem Stockholm manzarası


Buraya kadar klasik yedim, içtim, gezdim tadında bir yolculuk yazısı okudunuz. Ama aslında ben ne buldum bu şehirde? Bunu da artık bir sonrakinde anlatırım azıcık süprizli olsun. :) Hikayenin devamında görüşürüz. 
Musmutlu kalın,
Begüm Gökçe S.

Tampere, Finlandiya
Ocak, 2016


 (Konuyla hiçbir alakası olmayan dipnot: Sonunda yazmaya zaman bulabildim sanırım! Tezim tüm hızıyla devam ettiğinden bu aralar oldukça sancılı bir dönemden geçiyorum. Birazcıcık geç kalmış bir yazı ama benim canım sağolsun! :P Aslında bununla ilgili de birşeyler anlatmak istiyorum. Belki aranızdan yüksek lisansa devam etmek anlamında kararsız kalanlar vardır, bir fikir verir diye düşündüm. Ama anlatacaklarım karararınızı iyi yönde etkileyeceğine dair söz veremiyorum belki de yok çok sağol kalsın  da diyebilirsiniz. Orasını bilemeyeceğim artık.)

18 Ocak 2016 Pazartesi

Yer degistirmen sıfır olabilir ama aldıgın yollar hep uzun olsun!

“Kuzeydeki güneyli nerden geliyor bu isim?”
5 sene Kıbrıs’ta yasadıktan sonra radikal bir karar verip Finlandiya’ya taşınmaya karar veren benden geliyor tabii ki.
“Ya kızım deli misin, Nasıl gideceksin oralara bir de neden yani?”
Uçakla! :P Yani eğitimde baya iyiler, gelişmiş bir ülke. Gittiğim üniversitenin bu alanda iyi çalışmaları var..
Bu gibi görünen bir çok neden var tabi kendime sakladıklarımda var.
“Çok uzak değil mi?”
3,564 km kadarcık. Ama uçakla 3 bilemedin 3,5 saat. Hem simdi uzaklık derken kime göre uzak. Bazen 10 dk.lik yol bile uzak!
Istanbul semalari, Agustos '15

“Bahsedilen kadar soğuk mu gerçekten?”
Kış aylarında ortalama sıcaklığın -18 °C olduğundan bahsediyoruz. Bazı zamanlar -30°C lari da bulduğu oluyor. Artık hepimizin kustuğu ugg’lar, koca koca botlar ayrılmaz bir parçanız haline geliyor. Burnunuz artık vücudunuzun bir uzvu değil adeta. Bağımsızlığını ilan etmiş bir şekilde devam ediyor. Mesela gözlük takamıyorsun nefes alıp verdikçe buğu yapıyor. Gecen de buz tutmuştu.
                                                  
                                                          Olagan bir kis gunu, Aralik '15
“Kış geldiği zaman hiç güneş doğmuyormuş, yazın da batmıyormuş. Öyle mi gerçekten?”
Yani tam olarak kafanızda canlanan görüntü gibi olmasa da öyle. Yazın her zaman güneş parıl parıl parıldamıyor. Ama batıp zifir karanlık gece de olmuyor. Tam ufuk çizgisinde kalıyor. Kış geldiği zaman da evet hiç aydınlanmıyor. Gündüz bir kaç saat gri oluyor sonra yine kapkaranlık. Güneş pek uğramıyor ama arada göz kırptığı oluyor. :)
                                                  
                                                                   Okula dogru, Ocak '16


“İskandinav insanları soğukmuş. Sence de öyle mi?”
Evet maalesef bizim gibi sıcakkanlı olduklarını söyleyemeyiz. Sana alışmaları, muhabbet etmeleri, arkadaşlık kurmanız biraz zaman alıyor. Ama o bağı yakaladığında artık her konuda güvenebilirsin.
Ben bu soruları niye mi sorup yanıtladım çünkü en çok bana bunları soruyorlar. Buraya gelemeyen, biraz bilgisi olup merak eden insanların bunları sorması çok normal. Ama zaten buraya gelmeyi kafaya koymuş, her şeyini hazırlamaya başlamış insanların bu soruları sormasını kabul etmiyorum. Çünkü kafana koyduysan, gerçekten istediğin oysa, o yola girdiysen zaten gelirsin. Bu sorular sadece iki küçük önemsiz ayrıntıdır.
Zaten eğer bu soruları düşünmeye yada sormaya başladıysan bence sen gitme, güvenli bölgende kal. Çünkü bunları düşünürsen gidemezsin, bırakmazsın. Ben hiç mi düşünmedim mi? Düşündüm tabi bazen içten içe korktum bile hatta. Kıbrıs yakindi, vizeye pasaporta gerek yoktu, ailemin uzaklığı bir uçak bileti bir sırt çantası kadardı. İsin rengi hafiften değişti tabi. Ama içimdeki gitme isteği, bilmediğim görmediğim bir yere gitme isteği, yeni yolculuklar, yeni umutlar, yeni hayaller isteği daha baskındı. Tüm o sorular sadece ufak bir ayrıntıydı. O gün geldiğinde elimde sadece  tek yön uçak bileti, 30 kiloluk bir bavul, bir sırt çantası bide minik el bavulu vardı. Peki arkamda ne vardı? Canimin içi annem, biricik babiskom bir de miniğim vardı. Sevdiklerimizi de bavula sığdıramıyor muyduk?  Sığdıramadım, Gerek de yoktu. Zaten onlar hep benimle, her zaman, her yerde. Sarilamasamda, telefonun ucundaki sıcacık seste, bilgisayar ekranindaki sevimli yüzde..
Simdi o zaman ki endişeleri, kararsızlıkları olan kıza diyorum: İyi ki! Simdi daha uzağa gitmelisin, hiç bilmediğin bir sokağa girmelisin, sokağındaki insanini görmelisin, birine merhaba demelisin, daha farklı dokular bulmalı, daha farklı şeyler tatmalısın! O yüzden taşınmaktan, uzağa gitmekten, yeni olandan korkmayın. Gidebildiğiniz kadar uzağa gidin dönemem diye de korkmayın. Toprak çeker bir kere. O yüzden insanın yer değiştirmesi sıfır olabilir, olağandır. Önemli olan aldığınız yollar uzun, bıraktığınız izler derin, hayatına dokunduğunuz insanlar çok olsun!
Unutmadan bir de hep denize kiyiniz olsun!
Stockholm, Ocak '16

Sevgiyle kalin,
Tampere, Finlandiya
Ocak, 2016

Begüm Gökçe S.